
AYAKKABI
YAN SANAYİ SEKTÖRÜ
1. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN TANIMI VE KAPSAMI
2.AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ
3. SEKTÖRÜN TEMEL GÖSTERGELERİ
3.2. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN ÜRETİM, İTHALAT VE İHRACATI
3.3. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN SON 20 YILLIK GELİŞİMİ VE DEVLET – SEKTÖR İLİŞKİSİ
3.4. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN KURUMSAL ALTYAPISI
4. DÜNYADA VE AB’DE AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜ
5. TÜRKİYE AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN REKABET GÜCÜ
6. SEKTÖR STRATEJİ VE POLİTİKALARI
1. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN TANIMI VE KAPSAMI
Ayakkabı
ile yakın ülfeti olmayan bir kişiye, ayakkabının, 50’nin üstünde parçanın bir
araya getirilmesi suretiyle üretildiği söylendiğinde elbette çok şaşıracaktır.
Ancak, gerçek de budur. İşte, ayakkabı yan sanayi sektörü, bu 50’nin üstünde
parçayı üreten sanayicileri kapsamaktadır.
Ayakkabı
yan sanayi sektörü, ayakkabı sektörünün paralelinde özellikler taşıyan bir
yapıya sahiptir. Ayrı bir sektör olarak mütalaa ve değerlendirilmesi mümkün,
olmakla birlikte, yapısal özellikleri dolayısıyla, ayakkabı sektörüyle bir
arada, bir bütünün iki ayrı fakat ayrılmaz parçaları olarak
değerlendirilmesinde, iktisadi hayatın getirdiği bir gereklilik vardır.
Ayakkabı yan sanayi, ayrıntılara değişik vurgular yapılarak birçok alt bölüme ayrılabilir. 19 alt bölümlü bir sınıflama, sektörü en iyi yansıtabilen bir sınıflamadır. Bu sınıflama içinde, sektör; ayakkabıya malzeme veren tüm üreticileri ve ayakkabı tasarımcılarını, aynı konudaki ithalat ve ihracatçıları ve yabancı firma mümessilliklerini kapsamaktadır. Sektör; hazır taban, kösele, yüzlük ve astarlıklar, ayakkabı bağı ve saraç ipleri, aksesuarlar, iç taban, mostra, ayakkabı yapıştırıcıları, bitim malzemeleri, etiket ve ambalaj malzemeleri, fort bombe, çivi ve vidalar, ökçe, dokunmuş ve dokunmamış mensucattan sayalık, dikiş iplikleri, ayakkabı imalatında kullanılan makineler, bıçaklar ve kesici aletler, takviyelik malzemeler, emniyet ayakkabıları için metal taban ve bombeler, kalıplar ve modelciler olarak ayrılmaktadır.
2.AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ
Alt sektörlerin kendi özgül sorunları bulunmakla birlikte, genel olarak ayakkabı yan sanayi sektörü, ülke ekonomisinin genel trendlerinden doğrudan etkilenmekte, yaşanan makro kriz, aynı şiddet derecesiyle sektörümüzü de etkilemektedir. Kriz, sektörü %50’lere varan bir daralmaya sokarak, verimsiz ve karsız bir hale getirmiştir. Hemen her zaman çok duyarlı bir karakteristik özellik taşıyan sermaye, ülke-içi olsun, komşu ülkeleri de kavrayan bölge söz konusu olsun, siyasal belirsizliklerden ziyadesiyle etkilenmekte, sermaye birikimi yetersizliğini aştığı zaman ve yerlerde dahi, bu etkilenme dolayısıyla yatırımlara yönelememektedir. Yatırımlar, düşük kredi imkanlarının bulunamaması ve yüksek kredi faizleri dolayısıyla da olumsuz etkilenmektedir.
Sektörün otarşik (kendi kendine yeten) bir yapısı yoktur. Hammadde yönünden dışa bağımlıdır. Yakın bir gelecek için de, bu yapının bir ikame politikasıyla değişmesini/değiştirilmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır.
Ayakkabı yan sanayii, girdilerin %30’u ithal, %70’i yerli üretim olmasına karşın bazı ürünlerde % 60-70 oranında dışa bağımlılık göstermektedir. Bu özellik, makine ve kimyasallarda ağırlıklıdır. Sektörün dışa bağımlılığı, yatırımları caydırıcı bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. İthalatın gerekli oldukça yapılmaması, sağlıklı bir sektör yapısını bozmaktadır; bunun da bir bilinç sorunu olduğu açıktır. Ucuz ve kalitesiz Uzak Doğu ürünlerinin ithalatına gidilmesi, sanayileşen ayakkabı yan sanayinde yeniden düşük kapasiteli ve kalitesiz üretime veya üretimin bütünüyle kapanmasına neden olmaktadır.
Enerji fiyatları, sanayiciye altından kalkılamaz maliyetler yüklemektedir. Sanayicimiz Avrupa’nın en yüksek enerji maliyetini öder durumdadır.
Sektörün çok ciddi bir eğitim sorunu vardır. Kalifiye ara eleman yokluğu, makinelerde mühendisin yerine düz işçinin ikamesi sonucunu vermekte, makineye aşinalığı olan işçi, sektörde kısa süreli istihdam olanaklarıyla sürekli yer değiştirmektedir. Eğitim konusunda, sorunu altyapısal olarak çözmek için TASEV (Türkiye Ayakkabı Sektörü Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı), Ayakkabı Anadolu Meslek Lisesi projesini yürürlüğe koymuş olmakla birlikte, zamana ihtiyaç gösteren çözüme paralel olarak, üniversitelerin de belli alanlarda katkısı gerekmektedir. Sektörde acil önlem olarak, KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı) ve AB MEDA Fonu ile uygulanacak Ayakkabı Enstitüsü Projesi çerçevesinde, kısa sürede sertifikalandırma, eğitim ve laboratuar hizmetleri sunulacaktır.
Haksız rekabet koşulları sektörümüzde de hüküm sürmekte, kayıt dışı ekonomi büyük oranlara varmakta ve yasal mevzuat eksikliğinden ötürü markalaşma zarar görmektedir. Kayıt dışı ile sadece KDV oranlarındaki haksız rekabet %18’dir. Bu da, KDV pazarlıklarına, fatura pazarlıklarına sebep olmaktadır.
Sektör, fazla bir hareketliliğin gözlendiği kaygan bir sektördür. Sektör içinde kalmak üzere, bazı firmaların iştigal konularını değiştirdikleri, bu kayganlığın da hem oturmuş firma oluşumunu engellediği hem de oturmuş firmaların dengesini bozduğu gözlenmektedir.
İhracatta prosedürlerin çok uzun olması, ve onay isteyen belgelerin onay mercilerinin birbirlerinden fiziksel olarak uzakta bulunmaları dolayısıyla, yükleme sırasında zamanla yarışmak gerekmektedir. Bütün bu prosedür ve işlemlerin sadeleştirilmesi hem mümkün hem de zorunludur. İhracat bedeli dövizlerin yurtdışından getirilmesinde, deklarasyonda, zorluk hatta imkansızlık yaşanmaktadır.
Sektörümüz, Uzak Doğu orijinli ürünlerin gerek ucuz olmaları, gerekse “düşük fatura bedelli ithalat” dolayısıyla bir haksız rekabet ortamına girmiştir. Bu ortam, hem yatırımları hem de istihdamı tehdit etmektedir. Bu tehditler ve üreticilerimizin markalaşma hamleleri, devletin sert anti-damping uygulamaları ile desteklemesine ihtiyaç göstermektedir.
Gündemde olan iş güvencesi yasasının, ülke gerekçeleriyle örtüşür bir niteliğe kavuşturulmasında zorunluluk vardır.
Ülkenin, bütün kurum ve kuruluşlarıyla şeffaflık ihtiyacı, sektörümüz için de söz konusudur.
ARGE yatırımları ve hizmetleri, yurt dışından alındığı için, çok yüksek bedeller ödenmesi gerekmektedir; bu nedenle de, yeterince ilgi görmemekte ve bu da, sanayinin önünün açılmasını engellemektedir.
Solvent konusunda zaman zaman hissedilen sıkıntılar, köklü olarak bir Petrol Kanununun çıkarılması ile ortadan kaldırılabilir. İyi niyetli sanayici ile, bu işi kötü amaçlar için kullananlar karıştırılmamalıdır. Bilindiği gibi, petrol işlerinin büyük bölümü, yüksek sermayeli yabancı şirketler tarafından yapılmaktadır. Bu şirketlerin kendi otokontrol sistemlerini kurabilmeleri hiç de zor değildir. Bu otokontrol sistemleri de, devleti birçok yükümlülükten kurtaracaktır.
Sektörün, çevre ülkeler itibariyle 1,5 milyarlık bir tüketici potansiyel nüfusu vardır. Dolayısıyla, doğru yönlendirmelerle bir ihracat patlaması yaşanabilir.
Komşu ülkelerde yüksek oranda korumacılık, yasaklar veya yüksek vergilerin bulunması ve bürokratik zorluklar, siyasal iradenin çözücü olarak devreye girmesini zorunlu kılmaktadır. SSK ve vergi yükleri adil hale getirilmelidir. 100 USD’lik net ücret ödenen bir asgari ücretli için 65 USD’lik bir SSK yükü bulunmakta, vergi-yol-yemek vb.lerinin ilave edildiği giydirilmiş ücretlerle %200, bazı işletmelerde %240’lara kadar yük gelmektedir. Sanayicimiz burada, çalışanına ödediği net ücretten dolayı değil, ilave yükümlülüklerden şikayetçidir. SSK, tabana yayılamadığı için gerekli tahsilatları yapamayınca, dürüst çalışan sanayiciye olağanüstü yük getirilmektedir. Büyük bir çoğunluk sigortasız çalıştırılmakta ve haksız rekabete sebep olmaktadır. Bunlara son yıllarda, yurt dışından gelen kaçak işçiler de eklenmiş durumdadır.
Yabancı sermayenin gelişi, sektörün önünü çok kısa sürede açacaktır. Yabancı firmalardan moda ve tasarımın yanında pazarlama konusunda da büyük destekler alınabilir. Bu bakımdan Devlet, Türkiye’de yatırım yapacak firmalara ya da yabancılarla ortaklık yapacak yerli firmalara, vergi indirimleri gibi özendirici bazı özel indirimler sağlamalıdır.
Sektör işletmeleri küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. KOBİ’lerin tipik özelliklerini taşımaktadırlar; çoğunda, yönetim fonksiyonları aile bireylerindedir; bu özellikler, bir yanıyla avantajlı diğer yanıyla dezavantajlı karakterdedirler. Bir yandan, kararlar daha hızlı alınabiliyor, işletmede oluşan bilgi birikiminin korunmasıyla rekabet gücü artıyor ve stratejik kararlar kolay alınabiliyor ancak öte yandan entegrasyona imkan vermemeleri dolayısıyla sanayileşmenin ve kurumsallaşmanın önünü kesiyor durumdadırlar. Kurumsallaşmaya özen gösterilmemesi, organizasyonel rijitleşme ve hantallaşma yaratmaktadır.
Firmalar, genel aile şirketleri özellikleriyle, sağlıksız olarak, krediyi kısa dönem ihtiyaçları dolayısıyla hatırlamakta, yatırım için mutlaka ihtiyaç duydukları krediyi ise bulamamaktadırlar.
Vizyon sahibi bir yöneticilik geliştirilememekte ve profesyonel elemanlar, firmaların karar mevkilerinde yer alamamaktadırlar. Yetişen yeni kuşağın, şirket birleşmelerine doğru olan çağdaş yöneticilik anlayışına daha duyarlı olacağı umulur.
Sektörün en önemli meslek örgütü, İstanbul’da 1988 yılında kurulmuş olan ve 10 ilde üyeleri bulunan AYSAD’dır (Ayakkabı Yan Sanayicileri Derneği). Ürün ve işletme açısından heterojen olan ayakkabı yan sanayi sektörünün bu yapısı aynen AYSAD’ın yapısında yansımaktadır. Çeşitli ürün üreten ve farklı işletme büyüklüklerindeki firmalar AYSAD’ı oluşturmaktadır. Dernek; sektördeki firmaların yarısına yakınını kapsamaktadır; geleneksel işletme yapısındaki firmaların, bir bakıma, serbest pazar ekonomisinin sine qua non (onsuz olmaz) koşulu olan “pazar içinde haberalışların mükemmelliği” koşuluna erişmelerini sağlayan bir işlev üstlenmekte, bir bakıma da, kendi dernek-içi eğitimleri de dahil olmak üzere, eğitim programlarına ilgi ve dikkat çekerek, çağdaş dünyanın değişen teknoloji ve iletişiminin değiştirdiği tüm ekonomik ve sosyal yapılara, sektörün uyumunu ve uyarlanmasını sağlamaktadır. Ayrıca, İzmir’de 1996’da kurulmuş olan ve AYSAD’la herhangi bir organik bağ içinde bulunmayan EGE AYSAD, homojen bir yapıda olmayıp Ege bölgesindeki ayakkabı sanayicileri de kapsamaktadır.
Ankara’da da 2003 yılında bir başka Ayakkabı ve Yan Sanayicileri Derneği
kurulmuştur. Bu dernek çatısı altında da ayakkabıcılar yanı sıra yan
sanayicileri bulunmaktadır.
Ürün kalitesinde, bazı ürün grupları açısından dünya kalitesinde olan yan sanayi ürünleri, kimyasallar gibi diğer bazılarında ise, dünya standartlarının üstündedir.
Sektörün eğitim düzeyi çok düşüktür. Çalışanları, işletme-içi eğitime tabi
tutarak, eğitim açığı telafi edilebilir. Bu da KOSGEB yanı sıra, sektördeki
meslek kuruluşlarının bütüncül programlarıyla yapılabilir. Böyle bir eğitim
süreci ile, sektörün üretim ve yönetim felsefesi değiştirilip
çağdaşlaştırılabilir. Oysa, halihazırda büyük üretim potansiyeli, bu eğitim
noksanına feda edilmektedir. İşletmelerin, firma bazında, bu anlamda bir eğitim
bütçesine sahip olmaları, bugün ve yakın gelecek için, ne yazık ki pek
beklenmemektedir.
Ayakkabı yan sanayi sektörü, ayakkabı sektörüne göre daha az fakat daha kalifiye işgücüne ihtiyaç duymaktadır.
Sektörün dış pazarlara açılmasını sağlamaya dönük olarak, ayakkabı yan sanayi sektörünün 13 firması, ayakkabı sektörünün 30 firması ile birlikte Mayıs 1999’da bir sektörel dış ticaret şirketi olan ASD’yi (Ayakkabı Sanayi Dış Ticaret Şirketi) kurdular. Şirketin halihazırdaki ortak sayısı 60’dır.
Sektör, fuarlarıyla ve sayısı eksilmeyen fuar katılımcı firmalarıyla, geleceğe dair umut ve beklentilerini diri tutmaktadır. AYSAD’ın patronajında düzenlenen yılda 2 ayakkabı yan sanayi fuarı da, gelenek ve istikrarla yapılmaya devam etmektedir. Ayrıca, yurtdışı fuarlara kolektif katılım sağlanmaktadır.
Ayakkabı yan sanayi sektörü, yatırıma çok elverişli bir sektördür. Rusya, İran, Irak, Gürcistan, Makedonya, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna’ya ihracat yapılıyor. Bavul ticareti de önemli bir yekun tutmaktadır.
Dış pazarlarda, İtalya, İspanya, ve Portekiz. Türkiye’nin rakibi durumundadırlar.
Sektör, 3 kişilik atölyelerden 350 kişilik fabrikalara kadar geniş bir spektrumda istihdam özelliği göstermektedir. Finansman güçlükleri ve pazarlama, sektörün en büyük sorunlarıdır. İmalatçı, eğitim yardımı alamamaktadır. İnsana yatırım yapmak gereği vardır.
Küçük ölçekli işletmeler, kendilerinin sağlayamayacağı teknik yardımı, bağlı oldukları sanayi ve ticaret odaları ile derneklerden veya merkezlerden alabilmelidir. Pazarlama konusunda da, aynı odaların veya merkezlerin bu küçük işletmelere mutlaka yardımcı olması gerekmektedir. Bu, ofis ya da showroomlar açarak olabileceği gibi, iyi bir pazarlama örgütlenmesi yapılarak da sağlanabilir. Ayakkabı üreticisi, mutlaka bilinçlendirilmeli, kalitesiz malzeme ve deri kesinlikle kullanılmamalıdır. Rekabet şansı, zaten ağır olan işçilik maliyeti yanı sıra kötü malzeme ve deri yüzünden de yitirilmemelidir. Bu, aynı zamanda yan sanayinin gelişmesini de sağlayacaktır.
Ocak 1996’da AB ile imzalanan Gümrük Birliği anlaşması, ayakkabı sektörü ile birlikte, ayakkabı yan sanayi sektörünün yapılanmasında bir strateji değişikliğine yol açmıştır. Belki uzun vadede tamamlanabilecek ve sonuçları görülebilecek olan strateji değişikliği, KOBİ’ler halinde organize durumda olan işletmelerin, yeni yatırımlara ve yurtdışı işbirliklerine yönelmesi sonucunu getirdi.
Ayakkabı yan sanayine yönelik ithalat rejimi, zaman içinde, işletmelerin kendi iştigal konularıyla ilgili her şeyi rahatlıkla ithal edebilecekleri şekilde kolaylaştı. Sistemde artık fonlar bulunmamaktadır. Kredili alışlarda KKDF fonu %3’e düşürülmüş olmasına karşın, düzeyi halen rahatsız edici boyutlardadır.
Ayakkabı yan sanayi sektörü, AB ülkeleri bu sektörü tedricen terk ediyorlar. İngiltere, Fransa ve Almanya da bu sektörü terk etmektedirler. İtalyan firmaları Türkiye ve benzer ülkelerle ortaklıklar kurma yoluna gitmektedirler. Sektör, Türkiye’de umutlu bir gelecek vaat ediyor. Irak savaşının, ertesinde, sektörün göstergeleri daha iyi olacaktır. Sektörün bazı ürünleri için son teknolojiyi kullanan çok sayıda üretici firma kurulmuştur. Bununla birlikte teknoloji açısından pek çok eksiklik bulunuyor. Ayrıca, teknoloji kullanımıyla ilgili sorunlar yaşanıyor. Zira, makine ithal edilen ülkeden aynı kolaylıkla teknoloji bilgisi alınamıyor. Üretimle ilgili sorunların da bunlara eklenmesi mümkündür. Bu sorunlar, başka sektörlerin üretim sorunlarıyla da benzeşmektedir. AB’nin sektörümüzü etkileyen bir iyi yanı da, kalite bilincini ihraç ediyor olmasıdır, denilebilir.
Ürünlerin standardizasyonu konusunda bazı çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmaların zaman içinde sancılı dönüşümler de yaratması olasıdır. Ancak, pazarın kabul ettiği mal konusunda standartlar yönünden büyük bir duyarlılığın bulunmadığı da diğer bir gerçektir.
Eski SSCB’nin dağılmasından, sektörümüz olumlu bakımdan etkilenmiştir. Bu olumlu etki, özellikle 1990-1998 arası döneminde yaşanmıştır. Zira, dağılan ülkeler, bağımsızca davranışa geçmişlerdir. Bu ülkelerde de özel sektör oluşmuş ve bağımsız yatırımcılar Türkiye ile temasa geçmişlerdir. Bu ülkelerde de özel sektör oluşmuş ve bağımsız yatırımcılar Türkiye ile temasa geçmişlerdir ve Türkiye’den çok miktarda bitmiş ürün ve bir dönem de, hammadde ithal etmişlerdir. Bu süreç, zaman içinde, bitmiş ürün alımından yarı mamul ürün alımına doğru değişmiştir. Çünkü, sahip oldukları işletmeleri kullanıma sokmuşlardır. Günümüzde ise, artık hammadde almaktadırlar. Türkiye açısından bu ülkelere bitmiş ürün ihracı umudu, daha bir süre devam edecek olsa bile, toplam ihraç rakamı içinde bitmiş ürünün payı giderek düşecektir. Bu ülkelerin, ülkemiz yan sanayi sektörü ile temaslarının gelecekte de süreceği öngörülmektedir; zira Türk girişimcileri, bu ülkelerde doğrudan üretici işletmeler kurmuşlardır.
Ayakkabı yan sanayi sektörü, teknolojiyi yakından izlemektedir. Tedarik edenleri de bu yönde zorlamaktadır. Teknoloji bilinci gelişmiş olup Dünyadaki teknoloji fuarları sürekli izlenmekte ve teknolojiye de yatırım yapılmaktadır. Son iki yıldır ise, Türkiye ekonomisinde yaşanan finansal sorunlardan, doğal olarak; ayakkabı yan sanayi de etkilenmektedir. Türkiye’nin teknoloji talebi olmasına rağmen, bu talep finansal nedenlerle ertelenmiş bulunmaktadır. Ekonomik darboğaz atlatılırsa, teknoloji eksikliğinin de kapatılma imkanı bulunabilecektir. Sahip olunan teknoloji çoğu kez aynen kullanılıyor. Bu teknolojiyi geliştirmede atılan adımlar henüz çok yeni olup yavaş bir süreç izlemektedir. Son 4-5 yıl içinde, mekanik makinelerin yerini elektronik makineler almıştır. Emek yoğun işler makineli hale gelmiştir. Elektronik monte makineleri yanı sıra, kesim işlerinde CAD-CAM kullanılmaya başlanmıştır. Makine kullanımı yaygınlaşma sürecine girmiştir. Sektörün son talepleri ileri teknoloji kullanan makinelere doğru bir seyir izlemekte ve klasik makinelerin yerini bilgisayar destekli olanlar almaktadır.
Dış firmalarla yapılan ortaklıklar henüz minimal düzeyde olmakla birlikte, artma potansiyeli bulunmaktadır. Yabancı firmaların Türkiye’de yakın zamanda üretime başlamaları beklenebilir. Yabancı firmaların yakın geçmişte yatırım olarak seçtikleri bölge, Uzak Doğu olmuş idi. Türkiye açısından bu beklenti, ancak, genel iktisadi politikaların doğru belirlenip uygulanması halinde gerçekleşebilir.
Gerek ayakkabı gerekse ayakkabı yan sanayinin işletme büyüklükleri büyük ölçüde talep yapısıyla belirlenmektedir. Dalgalı talep, büyük işletme tipine imkan vermemektedir. Küçük ve orta büyüklükteki işletme tipi, bu talep yapısına daha uygun gelmektedir. Günlük arzlar ve günlük talepler, büyük işletmelerin kaldıramayacağı oynaklık içinde cereyan etmektedir. SSCB’nin dağılması ve büyük bir pazarın ortaya çıkması karşısında, bütün girişimcilerin makine parklarını yenilemeleri ve bu parkları yüksek düzeye çıkarmaları, bu büyük pazarın talebinin birkaç yıl sonra ortadan kalkmasıyla hedefsiz kalmıştır. Bu girişimciler, yeniden geleneksel üretim yapısına dönmüşlerdir. Güvenilir ve istikrarlı pazarlar, Türkiye’de çağdaş teknolojiyi kullanan çok sayıda büyük işletmenin doğmasına imkan verebilir.
Ayakkabının zorunlu bir ihtiyaç maddesi olması, ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi
için, iktisadi krizlerden daha az etkilenmek gibi, elbet, bazı determinantlar
getirmektedir: Nitekim ihtiyacın paralelinde tüketim devam etmektedir. Sorun,
esas itibariyle, moda ve sezonla irtibatlı olan lüks üretim-tüketim düzeyinde
olmasına rağmen, iktisadi krizler, zorunlu ihtiyaç maddesi olan ayakkabı ve
dolayısıyla yan sanayiyi de üretim ve tüketim düzeyinde düşürmektedir.
Ayakkabı sektörü ile birlikte, yan sanayide de, belgeli çalışma çok zayıf bulunuyor. Sektör, uzun vadeli projeksiyonlar yapamamakta, günübirlik çalışmaktadır. Kredi başvurusu için gerekli dökümanı, kayıtlara aktarılmayan üretim süreci dolayısıyla sağlayamamaktadır. Bu da, kredi kurumlarıyla ilişkilerde zayıflık getirmektedir. Türkiye’nin genel sorunlarından biri olan bu sorun, sektörümüzde de önemli iş kayıplarına yol açmaktadır. Yabancı ülkelerden sağlanacak krediye, devletin koyduğu fon yükümlülükleri engel oluşturmaktadır. Ayakkabı yan sanayicisi, hemen her zaman küçük ve orta büyüklükteki ayakkabı üreticisini finanse eder durumdadır.
Gümrük Birliği, sektöre olumlu ve olumsuz etkileriyle birlikte gelmiştir. Ancak, gerçek etkilerinin ne olacağı, daha uzun vadeli bir projeksiyon gerektirmektedir. Sağlanan bazı avantajların zaman içinde dezavantaja dönüştüğü görülmektedir. Yan sanayinin Avrupa açılımı, henüz ihmal edilecek düzeyde bulunduğundan, etkileri konusunda bir yargıda bulunmak için zaman erkendir. Ayakkabı yan sanayi sektöründeki standartlar yerleştiğinde, Gümrük Birliği’nin Türkiye lehine bir etki yaratacağı söylenebilir. O çerçevede, ayakkabı ve yan sanayi, Türkiye’nin önemli üretim araçlarından biri olabilir.
Avrupa’da; İtalya, İspanya, Almanya ve Portekiz, yan sanayinde hayli ileri düzeyde ve standart malzemelerde güçlü bulunuyorlar. Fransa ve Hollanda da, yan sanayisi gelişmiş diğer ülkelerdir. Ancak, son yıllarda bir gerileme içine girdikleri görülmektedir. Öte yandan, Uzak Doğu, bütün imkanları ile Avrupa ülkelerini tehdit etmektedir. Çin, üretim yanında, danışmanlık, sermaye ve işgücü olarak başat bir yer edinmiştir. Diğer bir dünya ülkesi olarak Brezilya da yan sanayide hatırı sayılır bir yere sahiptir.
Yan sanayinin yararlanabileceği teşvikler, işlevsel olmaktan çok demonstratif özelliklerdir. Bilgi dolaşımı noksanı dolayısıyla, bu teşvikleri, gerçekten kullanması gerekenler değil, teşvik kaynağına yakın olan kişiler kullanmaktadır. Nicelik ve nitelik olarak az olmasına karşın, yurtiçi ve yurtdışı fuar desteklerinin yararlı olduğu söylenebilir.
Ayakkabı sektörünün Türkiye’de yayılımı, yan sanayi sektörünün yayılımına göre daha geniş bir alanı kavramaktadır. Yan sanayi belli merkezlerde odaklanmış bulunmaktadır. Esasen, yan sanayinin çok daha fazla alana yayılımına da gerek bulunmamaktadır. İstanbul’daki bir yan sanayici, Gaziantep’deki ayakkabı üreticisine besleme yapabilmektedir. Ancak, istihdam ve teşvikler bakımından geniş alana yayılımın etki ve sonuçları değişebilir.
Ayakkabı yan sanayinin sorunları kronik sorunlar değildir. Yaşanan dönemin özgül sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. Geçici sorunların çözümü de, doğal olarak, geçici önlemler çerçevesinde aranmaktadır. Sektör, son 10 yılda önemli yapısal değişiklikler yaşamıştır. Ayakkabı yan sanayi de, özünde, dinamik bir yapı karakterini taşıyor.
Ayakkabı yan sanayini önemli bir yapısal değişikliğe/dönüşüme uğratabilmek için halihazır yapının dikkatlice belirlenmesi gerekmektedir. Sektörde, küçük bazı firmalar sınai üretim yapar hale gelmişler ve belli bir düzeye ulaşmışlardır. Buna paralel olarak masrafları ve ürün fiyatları artmıştır. Günlük üretimle, sorunlar çözülmek istenmiştir. Bu tür firmaların doğmasına yol açan bir ortam oluşmuştur. Sektörde oluşan iktisadi yapı, büyük firmalara karşı küçük firmaların, devlete karşı yükümlülüklerini yerine getirmemeleri ve haksız rekabet yapmaları sonucunu vermektedir.
Öte yandan, ürünlerin kopyalanması, sektörün gelişmesinin önünde bir engel oluşturmaktadır.
Kayıtlı ekonomiyi yaygınlaştırarak, standartları yükselterek, kaliteli üretime imkan veren üretim ve organizasyon yapısıyla (örneğin “kalite çemberleri” kurmak gibi uygulamalarla) ve kaliteli ürüne prim veren bir pazar yapısı oluşturarak, kalifiye eleman kullanarak, sektör yapısal dönüşüme uğratabilir.
Türk ayakkabı yan sanayi sektörü, Avrupa sıralamasında, İtalya, İspanya, Almanya’nın ardından 4.sıradadır. Daha sonra 5. sırada Portekiz gelmektedir. Bu durumda, Türkiye yan sanayi, dünya sıralamasında ayakkabı sanayine nazaran daha iyi bir konumda gözükmektedir. Türk ayakkabı yan sanayi sektörü açısından, bütün Avrupa ülkeleri ve Uzak Doğu, ithal kaynağı, SSCB’den çözülen ülkeler, Orta Doğu ve Kuzey Afrika da ihraç kaynağıdır.
Türkiye’nin yerküre üzerindeki coğrafi yeri, yan sanayi sektörü açısından avantajlar sağlayan ideal bir yerdir.
Türkiye’de, ayakkabı ve ayakkabı yan sanayinin çok yakın ilişkiler içinde bulundukları, bazı firmalarda dikey entegrasyon görüldüğü, zaman zaman menfaat birliği içinde birbirlerine yakın durdukları, bazen ise menfaat çelişkisiyle birbirlerinden uzaklaştıkları görülüyor. Bu ilişkinin, geleneksel esaslar üzerinde durduğu, oysa teknik bir esasa ihtiyaç duyduğu söylenebilir.geçmişte, ayakkabı sektörü, ardı sıra ayakkabı yan sanayini sürükler iken; bugün bu sürecin tersine döndüğüne tanık olunmaktadır. Zira, teknolojinin getirdiği zorunlu süreçler yaşanmaktadır.
KOSGEB’in gerek yurtiçi ve yurtdışı fuar destekleri gerekse kalifiye eleman istihdamını teşvik edici istihdam destekleri, elbette, felsefe olarak kabul edilip onaylanan desteklerdir. Ancak, bu destekler, hem dar bir alana hitap etmektedir, hem de duyuruları tam yapılamamaktadır. Fuar destekleri için yapılan ödemelerin uzun vadelere yayıldığı görülmektedir. Kullanıcıların, destek kullanım konusunda tereddütlü tutumları vardır.
Ayakkabı yan sanayi sektörü, ayakkabı sektörü ile birlikte büyüklük açısından Türk ekonomisi içinde 3.sıraya oturabilir. Ancak, sektör bölümlemelerinde halen tekstil sektörü içinde mütalaa edildiği görülmektedir.
Ayakkabı yan sanayi sektörü, bütün olarak, ekonominin genel trendlerinden etkilenmektedir. Bazı ürün gruplarının bu trendin dışında yönsemeleri bulunuyor.
Sektörde, homojen bir işletme yapılanması bulunmamaktadır. Dolayısıyla, büyük işletmeler açısından optimum büyüklüklere ulaştıkları saptaması yapılabilirken, diğer çoğunluklu grup için aynı yargıda bulunmak imkansızdır. Bu gruptaki işletmelerin makine parklarını ve üretim-kalite anlayışlarını daha ileri düzeye yükseltmeleri zorunluluğu vardır. Optimum büyüklükte olmayan işletmeler, verimsiz yapılanmalarını sürdürmektedirler. Öte yandan, optimum büyüklüğü aşan firmaların içinden küçük işletmeler doğmaktadır.
Ayakkabı sektörü, geleneksel manüfaktür yapısından sıyrılıp sınaileştikçe, yan sanayi de bundan olumlu etkilenecek, büyük işletmelerin üretimi artacak, standart ürün talebi yükselecek, optimum işletme büyüklükleri ihtiyacı kendini her zamankinden daha çok dayatacak ve yan sanayi de buna cevap veren bir yapısal dönüşümü gerçekleştirecektir. Standartlaşmayı ve kaliteli ürün üretimini zorlayacak olan bir diğer husus da, yan sanayinin ihraç imkanlarını genişletmesidir.
Türkiye’de, tasarımcılık, sektörde, daha çok modelcilik ve stampacılık olarak anlaşılmaktadır. Bu bakımdan da, geleneksel lonca tarzının etkilerini ve izlerini taşımaktadır. Doğrudan tasarımcı olarak değil, modelci ve stampacı olarak yetişmişlerdir.
Çalışanların öğrenim durumu: %50’si ilkokul, %25’i ortaokul, %20-22’si lise ve %3-5’i yüksek öğrenimlidir. Ancak, bu alanda sektörün büyük bir ihtiyacına cevap vermektedirler. Sektörde, bu bakımdan, yerli değil, yabancı tasarımcıların ürünleri kullanılmaktadır. Yabancı tasarımcılar, genellikle, İtalya ağırlıklı olmak üzere, İspanya ve Fransa gibi ülkelerin tasarımcılarıdır. Yabancı tasarım ürünleri %90 oranındadır. Türk tasarımcısı, teknik ve stampa bazında yurt dışına da iş yapmaktadır. Ancak, oranı çok düşüktür. Yönelinen ülkeler, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkeleri başta olmak üzere, eski SSCB ve Balkan ülkeleridir.
Üniversitelerde, ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi ürünleri tasarımı, doğrudan eğitim konusu değildir. Bazı endüstri tasarım ve moda bölümlerinde, zaman zaman proje bazlı ayakkabı tasarımları görülmektedir. Ki, bu da ihmal edilebilir boyuttadır.
Tasarım yönünden, İtalya ve İspanya kaynaklı tasarımların taklidinin ağırlıklı bir yer tuttuğu görülmektedir. İtalyan ve İspanyol tasarımlarının, bütün dünya ölçeğinde baskın ve taklidi çağıran bir üstünlüğünün olduğu kabul edilmektedir. Türkiye’nin tasarımda önemli bir yeri bulunmamakla birlikte, son yıllarda, taklidi ve kopyacılığı aşan girişimler ve tasarım ürünleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Tasarım konusunda, Türkiye orijinli bir moda akımı, kendini yaratacak temellerden hep yoksun kalmıştır. Tasarıma yönelik bütçeler firmaların hep ihmal ettikleri bütçeler olmuştur bu yüzden.
Türk tasarımcılarının yabancı tasarımcılarla rekabet gücü ne yazık ki hep düşük kalmıştır. İtalya’dan gelen tasarımlar, rakipsiz, bir alanda, Türk tasarımcısının kendini ifade etmesine imkan vermemiş, yerli tasarımcılar geleneksel yapı içinde genellikle stampacı olarak kalmışlardır. Ülkemizde, son 10 yıldaki ayakkabı tasarım yarışmaları ve bu yarışmalara, ilgili yüksek öğrenim kurumları öğrencilerinin katılımı, değişim rüzgarının habercisi sayılabilir.
Dünya pazarı içinde paylaşılan rollerin, ekonomik olduğu kadar, geleneksel olması, bu konuda isim yapmış örneğin İtalya gibi ülkelerin rollerinden kolay vazgeçilmeyişi de yansımaktadır. Marka ve gelenek, dünya piyasalarında, serbest piyasanın karakteristiklerinden olan kalite ve fiyatta mükemmellik özelliğinin önüne göçmektedir.
Pazarlama yönünden sektörün, kendini tanıtma zorlukları olduğu, ürünün kalitesi çok yüksek olsa dahi, buradaki handikapı kolay aşamadığı görülmektedir.
Dağıtım ve pazarlama ile ilgili sorunlar, hep kolay çözülemeyen sorunlar olarak sürüyor. Özellikle ihracatta üstesinden gelinemeyen bir sorun olarak duruyor. Bu konuya yönelik yatırımlar yapılmamıştır. Belli bir konjonktürde, talep bittiği halde arzın sürdüğü fark edildiğinde sorunun önemi anlaşılmaktadır. Dağıtım ve pazarlamada geçmişte yapılan yanlışların bugüne taşınan maliyetleri bulunmaktadır. Halihazırda varolan potansiyelin %60-70’i ile çalışılmaktadır. Sorunun lojistik yanı ise bulunmamaktadır.
3. SEKTÖRÜN TEMEL GÖSTERGELERİ
Ayakkabı yan sanayi, GSMH’nın %0,3’ü dolayında bir payını oluşturmaktadır. Ayakkabı yan sanayinin toplam yatırımlar içindeki payı da aynı orandadır.
Sektör sanayinde bazı boşluklar bulunduğu gibi, hiç üretimi yapılmayan ürün kalemleri de vardır. Ayakkabı monte sistemleriyle ilgili makinelerin tamamına yakını ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Üretilen makineler; termo ve plastik enjeksiyon, kesim presi, dikiş makinaları ve bazı ara monte makineleridir ki, bunlar, Türkiye ihtiyacını karşılayacak kapasite ve teknoloji seviyesine sahiptir. Ayakkabı yan sanayi sektörü, yatırıma çok elverişli bir özellik gösterir. Sektörün ürün çeşitliliği yeterli düzeydedir; kalite bakımından ise, dünya pazarının bazı kalemlerinden düşük, kimyasallar, iç taban, taban ve tekstile dayalı ürünlerle ise eşit hatta daha üst seviyededir. Genel olarak üretim girdilerinin %30’u ithal ve %70’i yerlidir.
Ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi sektörü, emek yoğun sektörler olmaları dolayısıyla, marjinal tasarruf eğilimleri düşük sektörlerdir. Dolayısıyla, sektörden elde edilen gelirin ekonomiye dönüşü daha yüksek düzeyde olmaktadır. Bu da, makro ekonomi açısından olumlu ve geliştirici bir sektör olmaya işaret eder. Örneğin, deri sektöründe bu dönüş, daha düşük düzeydedir.
Sektörde istihdam, küçük ölçekli işletmeler halinde ve dağınık bir özellik gösterir. Firmalardaki yatay ve dikey entegrasyon sağlanmadıkça, verimin düşük olmasının da önüne geçilememektedir. Bu ise, hem kar marjlarını düşürmekte, ve öyle olmakla birlikte, dış pazarlarda rekabet şansını azaltmakta; hem de sektörde ücretlerin düşük seyretmesine yol açmaktadır.
Avrupa’da ayakkabı üretiminin düzenli bir seyir izleyerek, her yıl 100 milyon çift dolayında azalması ve bu miktar kadar Uzak Doğu’dan ithale kayması, Türkiye’nin de, buradaki azalmayı kapatacak bir role aday olması kuvvetle mümkündür. Yan sanayi üretimi de, artan yurt-içi üretim paralelinde artacaktır. Esasen, sektörün yüksek kalifiye elemana ihtiyaç göstermemesi, bu konuda teknik eğitim noksanını halen taşıyan Türkiye için kolay kanalize olabileceği bir imkanı göstermektedir. Türk ayakkabı sektörü, Avrupa’da doğan boşluğa dolduracak olursa, belirtilen nedenle, bir başka ülkenin Türkiye’nin yerine aday olabilmesi mümkün görünmemektedir.
Ayakkabı yan sanayi sektörünün, ayakkabı sektörüyle paralel olarak, uzun yıllar, kendini uluslar arası pazarlarda rekabet edecek bir yapıya hazırlamadığı söylenebilir. Bu rekabetin gerektirdiği unsurlar; malzeme, tasarım, taban üretimi ve pazarlama olduğu halde, bu unsurlar; zaman içinde geliştirici bir nitelik göstermemiştir.
Ayakkabı yan sanayinde yaklaşık olarak 11 bin kişi çalışmaktadır. İstihdamda, ağırlıklı kategoriler, hazır taban (4 bin kişi), İç Taban ve Mostra (Bin kişi) ve makineler (Bin) kategorileridir.
Türkiye’de ayakkabı yan sanayi sektöründe çalışan firmaların % 25’inde 10 ve daha az kişi çalışmaktadır. %30’unda 11-20 kişi, %11’inde 21-30 kişi, %14’ünde 31-50 kişi, %7,5’inde 51-100 kişi, ve %9’unda 100’den çok kişi çalışmaktadır.
3.2. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN ÜRETİM, İTHALAT VE İHRACATI
Ayakkabı yan sanayi sektörünün üretimi, yaklaşık rakamlarla 480 milyon dolar, ithalatı 160 milyon dolar, ihracatı 74 milyon dolardır.
Yan sanayide teknoloji ile ilgili bir birikimimizin olmadığı görülüyor. Makine üretimimizin yüksek olmadığı söylenebilir. Yedek parça, sorun olma özelliğini sürdürüyor. Sektörün gelecek vaat etmesi ancak teknolojisinin olmasıyla mümkündür. Bunun için de zamana ve eğitime ihtiyaç duyulmaktadır. Sektörün teknolojik birikimi bulunmamaktadır. Uluslar arası pazarda iddialı olabilmenin yolu da bu birikime sahip olmaktan geçmektedir. İç piyasada makine üretenlerin teşvik edilmesi ihtiyacı vardır.
İthalatın en önemli kalemi olan taban ithalatı düşürülebilir ve yurt içinde ikame üretimi yapılabilir. Ayakkabıda takviye malzemelerinin Türkiye’de ciddi bir üretimi bulunmuyor. Çok ileri teknoloji ürünleri olmamasına rağmen bu kalemdeki ihtiyaç ithalatla karşılanıyor. Oysa, bunlar Türkiye’de üretilebilir ve ihraç edilebilir.
Yetişmiş eleman olmaması bir sorun oluşturuyor. Firmaların istihdama yönelik bir yatırımının olmadığı ve bir kısır döngü içinde bulunulduğu gözlenmektedir.
HAZIR TABAN
Taban unsuru, ayakkabıyı farklı kılan ve markaya çalışan bir unsurdur. Ancak yüksek maliyetli üretimi ve yüksek sermaye gerektirmesi dolayısıyla, gelişmesi istenen düzeyin altında kalmaktadır.
Hazır taban, ayakkabı yan sanayinin, en ağırlıklı alt kategorisidir. Bu kategoride, 180-200 firma üretim yapmaktadır. Yıllık 175 milyon $ değerinde toplam 70 milyon çiftlik TR-PVC ve PU taban üretim vardır. Yıllık 90 milyon $ değerinde 30 milyon çiftlik bir ithalat ve 50 milyon $ değerinde 20 milyon çiftlik ihracat söz konusudur. Taban üretiminde kullanılan malzemenin %75’i ithaldir. Kapasite kullanım oranı ise %80’dir. Üretici firmaların büyük çoğunluğu, sektörün genelinde olduğu gibi, aile şirketleridir. Ancak, İstanbul, İzmir, Konya, Gaziantep, Antakya gibi şehirlerdeki taban üreticilerinin %90’nı şirketler, %10 kadarını da şahıs firmaları oluşturmaktadır.
Türkiye’de TR-PVC taban makineleri ağırlıklı olarak yerlidir (%90 oranında). PU taban makineleri ise %80 oranında İtalyan makineleridir.
Hazır ayakkabı tabanı üretiminde kullanılan makineler ve teknoloji açısından, Türkiye ile AB ülkeleri hatta dünya ülkeleri arasında önemli bir fark bulunmamaktadır. TR-PVC taban üretiminde uzun yıllardan beri yerli yapım makineler de kullanılmakta, son yıllarda bu makinelerin kısmen otomatize edildiği görülmektedir. PU taban üretiminde ise ağırlık İtalyan makinelerinde olmakla birlikte, Gaziantep’de birkaç üretici firma bulunmaktadır. Ancak, üretici firmaların kalite ve kalite kontrol sistemleri ile standart üretim konusunda formasyon eksiklikleri bulunmaktadır.
Çalışanlar, çok büyük çoğunlukla mavi yakalıdır. Bazı büyük firmalarda yüksek okul mezunlarının oranı %5’e kadar çıkmakla birlikte, genel olarak %2 yüksek okul, %15 lise ve %83 ilköğretim mezunudur. Ayakkabı yan sanayinin özellik gösteren diğer bazı alt kategorilerinde ise, yüksek okul mezunlarının oranı %10’a kadar çıkabilmektedir.
Termo taban üretiminde yurt içi menşeli granül kullanımının taban kalitesinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Sektörde, ISO 9001 Kalite Belgeli, Deney ve Kalibrasyon laboratuarı Yeterlilik Belgeli firmalar vardır.
ARGE çalışmalarının alıcı ülke-coğrafya-Pazar taleplerine paralel oluşturulması ve farklı tarzların geliştirilmesi, taklit ve haksız rekabeti önleyebilecektir. Yan sanayi taban üretiminin gelişimi de buna bağlıdır.
KÖSELE NEOLİT EVA VE DİĞERLERİ
50-60 firmanın üretim yaptığı bu üretim kategorisinde, aile şirketi firmalar/diğer firmalar oranı %50’dir. Kullanılan teknoloji, aynı kategorideki yurt dışındaki firmaların teknolojisiyle hemen hemen eş düzeydedir.
Mavi yakalı olanların oranı %85, beyaz yakalı olanların oranı % 15’dir.
Bu üretim kategorisinde 75 milyon $ değerine 25 milyon çiftlik, üretim, 2,5 milyon $ değerinde 500 bin çiftlik ithalat, 50 bin $ değerinde 10 bin çiftlik ihracat vardır.
ETİKET VE AMBALAJ MALZEMELERİ
Bu üretim kategorisinde, 3 milyon $ değerinde 5 bin tonluk üretim, 200 bin $ değerinde 200 tonluk ihracat vardır. İthalat yoktur.
AYAKKABI BAĞI VE SARAÇ İPLERİ
7-8 firmanın bulunduğu bir alt gruptur.
50 milyon çiftlik ve 5 milyon $ değerinde üretim, 250 bin $ değerinde 1.250.000 çiftlik ithalat ve 500 bin $ değerinde 3 milyon çiftlik ihracat vardır.
Kurumsal yapı olarak, aile şirketleri %50, diğer şirketler %50’dir.
Kullanılan teknoloji bakımından, aynı branşdaki yurt dışı firmaların kullandığı teknoloji ile aynı düzeydedir.
Çalışanlar %70 oranında mavi yakalı, %30 oranında beyaz yakalıdır.
AKSESUARLAR
20-22 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
60 milyon adetlik ve 600 bin $’lık üretim, 50 bin $ değerinde, 3,5 milyon adetlik ithalat,
50 bin $ değerinde 5 milyon adetlik ihracat söz konusudur.
Kurumsal yapıda aile şirketleri % 60 oranında, diğer firmalar % 40 oranındadır.
Çalışanlar % 85 mavi yakalı, % 15 beyaz yakalıdır.
İÇ TABAN VE MOSTRA
15-20 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
İç tabanda (mostra da dahil olmak üzere), Türkiye toplam üretimi, 54 milyon $ değerinde 100 milyon çift, toplam ithalat 5,5 milyon $ değerinde 8 milyon çift, toplam ihracat 550 bin $ değerinde 1,5 milyon çifttir.
Kurumsal yapı, %90 aile şirketi olanlar, %10 diğer firmalardır.
Türkiye’de yerleşik firmalar teknolojik olarak çoğunlukla ileri olmalarına rağmen, bir kısmı da geri teknoloji kullanıyor.
Çalışanların oranı %90’ı mavi yakalı, %10’u beyaz yakalıdır.
AYAKKABI YAPIŞTIRICILARI
8-10 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
Toplam üretim, 25 milyon $ değerinde 20 bin ton, toplam ithalat 1,5 milyon $ değerinde 500 ton, ihracat da 3,5 milyon değerinde 1.500 tondur.
Kurumsal yapıda aile şirketleri % 70 oranında, diğer şirketler % 30 oranındadır. Aynı üretim dalında, Avrupa Birliği ülkeleri, ayakkabı finisajına daha fazla önem vermektedirler. Ancak, teknoloji ve kimyasal madde yönünden Türkiye’den daha ileride değillerdir. Geçmişte varolan fark, zaman içinde Türkiye’deki firmalar lehine hızla kapanmıştır.
Çalışanların %90’ı mavi yakalı, %10’u beyaz yakalıdır. Bazı firmalarda mavi yakalı oranı %40’lara kadar düşüp, beyaz yakalıların oranı %60’lara kadar çıkmaktadır.
BİTİM MALZEMELERİ (BOYA VE FİNİSAJ MALZEMELERİ)
6-7 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur. Grup, tümüyle aile şirketlerinden oluşmaktadır.
3 milyon $ değerinde 500 ton üretim, 7 milyon $ değerinde 1000 tonluk ithalat, 1 milyon $ değerinde 200 tonluk ihracat vardır.
Yurt dışı firmaları teknoloji ve AR-GE olarak daha iyiler ancak aradaki açık kapanmaya başlamıştır.
Çalışanların %90’ı mavi yakalı, %10’u ise, beyaz yakalıdır.
FORT BOMBE
10-15 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
2 milyon $ değerinde 1 milyon m2’lik üretim, 2 milyon $ değerinde 750 bin m2’lik ithalat, 100 bin $ değerinde 50 bin m2’lik ihracat vardır.
ÇİVİ VE VİDALAR
25-30 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
Kategorinin toplam üretimi, 500 tonluk 3,5 milyon $ değerindedir. 200 bin $ değerinde 70 tonluk ithalatı vardır. Bu kategoride ihracat yoktur. Firmalar, yurt dışındaki firmalarla benzer teknolojiyi kullanmaktadırlar.
Çalışanların % 90’ı mavi yakalı, % 10’u ise beyaz yakalıdır.
ÖKÇE
17-18 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
Üretim, 10 milyon çiftlik 10 milyon $ değerindedir. 150 bin $ değerinde 100 bin çiftlik ithalat, 250 bin $ değerinde 250 bin çiftlik ihracat vardır.
DOKUNMUŞ VE DOKUNMAMIŞ MENSUCATTAN SAYALIK (YÜZLÜK VE ASTARLIKLAR)
40-50 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
Üretim, 7 milyon $ değerinde 6 milyon m2’dir. 7 milyon $ değerinde 6 milyon m2’lik ithalat, 2 milyon $’lık 2 milyon m2’lik ihracat vardır.
Bu kategoride aile şirketlerinin oranı %100’dür. Teknoloji kullanımında, firmaların %50’si yeni, %50’si ise eski teknoloji kullanmaktadırlar. Çalışanların %90’ı mavi yakalı, %10’u ise beyaz yakalıdır.
DİKİŞ İPLİKLERİ
Bu kategoride, 20 milyon $ değerinde 100 milyon metrelik üretim, 4 milyon $ değerinde 15 milyon metrelik ithalat, 3 milyon $ değerinde 10 milyon metrelik ihracat vardır.
Kategoride, aile şirket olanlar %90, diğer firmalar %10 oranındadır. Yurt dışı firmalarla mukayese edildiğinde, Türkiye’deki firmaların 10-12 yıllık makine parklarının 5-10 yıl daha eski olduğu söylenebilir. Çalışanların eğitiminin artmasıyla verim daha da yükselecektir. Ancak, belirleyici faktör, yurt dış firmalarının pazar paylarının çok daha büyük olmasıdır. Çalışanların %82’si mavi yakalı, %18’i beyaz yakalıdır.
AYAKKABI İMALATINDA KULLANILAN MAKİNELER, BIÇAKLAR VE KESİCİ ALETLER
70 dolayında bıçakçı ve 200 dolayında makineci firma vardır. Toplam makine üretimi 10 milyon $ değerinde 500 adettir. Toplam makine ithalatı 25 milyon $ değerinde 400 adet ve toplam makine ihracatı 2 milyon $ değerinde 100 adettir.
2 milyon $ değerinde 150 bin metrelik bıçak üretimi, 50 bin $ değerinde 5 bin metre bıçak ihracatı vardır. Hazır bıçak ithalatı yoktur.
Firmaların %90’ı aile şirketi, %10’u diğer firmalardır.
Kullanılan teknoloji bakımından, yurt dışı firmalarla eş düzeydedir.
Çalışanların %85’i mavi yakalı, %15’i ise beyaz yakalıdır.
TAKVİYELİK MALZEMELER
Takviyelik malzemeler (lateks dahil) kategorisinin, 7,5 milyon $ değerinde 6 milyon metrelik üretimi, 3 milyon $ değerinde 2 milyon metrelik ithalatı, 200 bin $ değerinde 100 bin metrelik bir ihracatı vardır.
Teknoloji olarak yurt dışı firmaların biraz gerisinde bulunuyor.
Çalışanların %85’i mavi yakalı, %15’i beyaz yakalıdır.
EMNİYET AYAKKABILARI İÇİN METAL TABAN VE BOMBELER (ÇELİK BOMBE – ÇELİKLİ TABAN – TABAN ÇELİĞİ)
Bu kategoride, 25 milyon $ değerinde 75 milyon çiftlik üretim, 5 milyon $ değerinde 10 milyon çiftlik ithalat vardır. İhracat yoktur.
KALIPLAR
25 firmanın bulunduğu bir alt-gruptur.
7,5 milyon $ değerinde 1 milyon çiftlik üretim, 350 bin $ değerinde 50 bin çiftlik ithalat, 250 bin $ değerinde 50 bin çiftlik ihracat vardır.
Teknolojide yurt dışı firmalara yakın ancak biraz geride olan bir gruptur.
Çalışanların %80’i mavi yakalı, %20’si beyaz yakalıdır.
3.3. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN SON 20 YILLIK GELİŞİMİ VE DEVLET – SEKTÖR İLİŞKİSİ
Ayakkabı yan sanayi sektörünün son 20 yıl içinde devletle olan ilişkisinde bir değişiklik ve gelişme olmamıştır. Ve hatta denilebilir ki, izlenen ekonomik politikalardan ötürü, mevcut ilişki zaman içinde yitirilmiştir. Olumlu olarak değerlendirilebilecek tek gelişme, Gümrük Birliği yasaları ile sektörün gelişmesinin önünün açılmasıdır. İthalat serbestisi; makine yatırımının, teknoloji yatırımının önünü açtı. Gerçek gelişmeyi sağlayacak olan ve sanayileşme sürecini hızlandıracak olan ekonomi politikalarının üretilip uygulanmaması dolayısıyla, sektör, olması gereken yerde değildir. Devletin ayakkabı yan sanayine, ayakkabının dışında özel bir ilgisi bulunmamaktadır. KOBİ’lere yönelik çalışmalar vardır. Genel olarak, ayakkabı sektörünün, geleneksel el zanaatı özelliğini yavaş yavaş sanayiye çevirmesiyle ve zaman içinde, yan sanayinin üretim, ihracat ve ithalat rakamlarının büyümesiyle devlet ilgisinin anlamlı bir yaklaşım kazanabileceği düşünülebilir. Ayakkabı yan sanayinde, yatırım tevzi teşvikleri bulunmasına rağmen, İstanbul için bulunmuyor ya da %40 muafiyet var. İhracatı destekleme amacıyla fuar teşvikleri var. Türk ithalat rejiminde KKDF’nin bulunması (oran % 6’dan %3’e düşse bile) ihracatı olumsuz etkilemektedir. Gümrük vergileri Avrupa Topluluğu için bulunmuyor; diğer ülkelerden yapılan ithalatta ise pek yüksek değildir. Yani, ithalatın önü açıktır. İthalatın, iç üretimin kalitesini olumlu yönde etkilediği söylenebilir. En yüksek ihracat potansiyelimiz olan komşularımız Suriye, İran ve Irak gibi ülkelere ihracatımızın artması yüksek gümrük vergisi, yasaklar, bürokratik engeller ve siyasi sıkıntılar ortadan kaldırılmadıkça istenilen ihracat artışı mümkün görünmemektedir. Kullanılmış makine ithalatında yaş hadlerindeki değişiklik olumlu bir etki yarattı. Kimya dalında hammadde bazında maliyeti artıran fonlar uygulanıyor. Çevre korumacılığı konsepti oturdukça ve AB’ye uyum yasa ve tüzükleri çıkarıldıkça, çalışma koşulları zorlanacak ve maliyet artacaktır.
3.4. AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN KURUMSAL ALTYAPISI
Ayakkabı yan sanayi, Türkiye’de 6 ilde odaklanmış bulunmaktadır. İstanbul, İzmir, Konya, Adana, Gaziantep ve Bursa. Ülke üretiminde pilot bölgeler ise, Gaziantep, İzmir ve İstanbul’dur. Diğer üç il olan, Adana, Konya ve Bursa ise, gelişmeyi hızlandıran ve büyümeye elverişli bölgelerdir.
Yan sanayi için eğitilmiş insan gücü sorunu, ayakkabı sanayine göre daha azdır. Yan sanayinin ihtiyaç duyduğu mühendislik, kimyagerlik, işletmecilik alanındaki insan gücü genel eğitim programlarından sağlanıyor. Çalışanların eğitim bileşimi, daha çok lise ve altı ağırlıklı bulunduğundan, genel eğitim programları eğitim için yeterli gibi görünse de, özel beceri gerektiren üretimlerde, meslek liselerinin içinde bu açıklar branşlaştırılarak giderilebilir.
4. DÜNYADA VE AB’DE AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜ
Dünyada, ayakkabı yan sanayi pazarında, Almanya ve İtalya’dan Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna’ya, İtalya’dan, Suriye, Tunus, Bulgaristan ve Romanya’ya; İspanya ve Fransa’dan, Türkiye’ye; yine İtalya’dan Portekiz ve Türkiye’ye; Türkiye’den de İran, Suriye, Romanya, Cezayir gibi ülkelere bir değişim eğilimi var. Ayrıca, ucuz üretimin yapıldığı Uzak Doğu’ya (Çin, Kore, Tayvan, Hindistan) doğru da bir eğilimden bahsetmek mümkündür.
İTALYA
Yan sanayi, ülke ekonomisinin %12’sini, milli hasılanın da %15’ini oluşturuyor. 600 milyon çiftlik ayakkabı üretimi ve %30-35’lik ihracat potansiyeli var. Sektör, ülke ekonomisi için büyük önem taşıyor.
İSPANYA, PORTEKİZ
Her iki ülkede de, yan sanayinin payı %8’ler civarında. Ayakkabıda Avrupa’nın en büyük 3. ihracatçı ülkesi olan İspanya, yabancı yatırımcıları çekmede dünya 9.su durumundadır. İhracat yapılabilecek ülke olarak önemli bir potansiyele sahiptir.
GÜNEY AMERİKA
Brezilya ve Arjantin’in büyük bir potansiyeli var. Yan sanayinin ülke ekonomilerinde %8 dolayında bir payları var.
UZAK DOĞU
Ülkelerin gerçek güçleri hakkında sağlıklı veri edinebilmek güç olmakla birlikte, Çin’in dünya pazarında çok ciddi bir rakip olarak bulunduğu açıktır. 2002’de Dünya Ticaret Örgütü’ne giren Çin, Hindistan ve Pakistan’ın beraberce büyük bir güç olacakları öngörülebilir.
AB
2004’den itibaren, AB’de, Türkiye yan sanayi olarak sadece Polonya, Romanya ve Slovakya gibi, üretimlerin devam ettiği ülkeler, gerçek bir pazar olma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin deri, deri mamülleri ve yan sanayi olmak üzere 2 milyar dolarlık hatta 3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirebileceği bir pazardır.
ABD
2004’den itibaren ayakkabı üretimi yokolma düzeylerine geleceğinden, potansiyel pazar olması söz konusu değildir. Bu potansiyel, Meksika ve Güney Amerika için düşünülebilir. ABD kendi ülke ekonomisi içinde, ayakkabı ve ayakkabı yan sanayine yer vermiyor. Halihazırda, ABD’nin Türkiye ile ticaretinde ilk on kalem arasında, deri ve deri ürünleri ya da onun alt kategorileri yer almıyor.
5. TÜRKİYE AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN REKABET GÜCÜ
Türk ayakkabı yan sanayinin Dünya ve Avrupa Birliği yan sanayi ile rekabet etmesi, teknolojisi hemen hemen tümüyle yurt dışına bağımlı olduğundan şu anda pek mümkün görünmemektedir. Maliyetlerin de yüksek olması rekabeti engelleyen faktörlerden bir başkasıdır. İşçilik açısından avantajlı durumda bulunmasına rağmen, hammadde ve makine açısından dezavantajlı durumdadır. Yerli makine ve hammadde üreticisi bulmakta alternatif bulunamamakta ve dışa bağımlı kalınmaktadır. Ancak, coğrafyası itibariyle daha aktif olmaya aday bir ülkedir. Ayakkabı yan sanayi sektörü giderek gelişmektedir. Avrupa ülkelerinde, yan sanayiye ilişkin göstergelerin gelecek 10 yıl içinde Türkiye lehine gelişmesi beklenebilir. Bu projeksiyon, bir devlet politikası içinde gerçeğe dönüştürülebilirse, yan sanayinin Türk ekonomisi içindeki payı %5’lere kadar dahi çıkabilir.
Tasarım, saya, montajın tümü bir zincirin halkalarını oluşturmaktadır. Halihazırda bu halkaların verimli oldukları söylenememektedir. Kayıtlı ekonomi dışı üretimin önlenerek, müteşebbisin, yatırımcının ve sermayenin korunması ve güçlendirilmesiyle, rekabeti başarabilecek standardın ve kalitenin yakalanması, ARGE’nin ağırlık kazanması ile mümkün olabilecektir.
Bunların gerçekleştirilmesi halinde, yıllık ortalama 300-350 milyon çiftlik ayakkabı üretimi ve buna destek veren yan sanayi ile yaklaşık ortalama yıllık 6 milyar dolarlık bir ticari hacim ve Türkiye nüfusunun beşte birini istihdam edecek bir sektör oluşur.
Rekabetin önünde iki handikap bulunmaktadır: Birincisi, haksız rekabetin yarattığı handikap, diğeri de, kurumlaşamayan, sanayileşemeyen üreticilerin karşılaştıkları maliyet yükseklikleri. Bu iki faktör, dünya ile rekabet etmemizi ve ARGE üretmemizi engellemektedir.
Türkiye’nin, özellikle 1990’dan sonra, çevresinde oluşan siyasi oluşumların yarattığı ekonomilerin dünya pazarına katılmasıyla oluşan 1,5 milyar nüfuslu müşteri potansiyeli portföyünden yararlanması mümkündür. Ve bu pazardan yaklaşık yıllık 6-7 milyar $’lık bir ihracat payına sahip olabilecek iken, kurumlaşamaması, sanayileşememesi ve yatırım hacminin yani sermayesinin sığ oluşu dolayısıyla, varolan bir pazar elde edilemez, kullanılamaz, rekabet edilemez durumda kalmıştır. Bu pazarda imkanından, gelecek 10 yıllık bir perspektifte gerek ayakkabı gerekse ayakkabı yan sanayi olarak yararlanılabilir. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu şansı, sektör bazında, hem içerde, istihdam, vergi ve katma değer açısından, hem de yaratacağı ihracat girdisi açısından lehine çevirmesi gerekmektedir.
Türk ayakkabı yan sanayi sektörünün en büyük pazarı olan komşu ülkelerdeki korumacılık yasakları veya yüksek vergilerin getirdiği ekonomik ve bürokrasinin yarattığı formalite zorlukları, bu pazarlara girişi engellemektedir. Bu sorunların çözümü ise ancak siyasal düzeydeki etkin girişimlerle olabilir.
Dış pazarlarda ise, İtalya; Almanya, Hollanda, Fransa ve Portekiz, Türkiye’nin en önemli rakipleri durumundadır.
Yan sanayide halen, Rusya, İran, Irak, Suriye, Gürcistan, Makedonya, Bulgaristan ve Ukrayna’ya ihracat yapılıyor.
AYAKKABI YAN SANAYİ SEKTÖRÜNÜN REKABET GÜCÜ
Güçlü Yönleri
Risk alabilen müteşebbis
Adaptasyonu yüksek işgücü
Dünya coğrafyasındaki pozisyon üstünlüğü
Ürün çeşitliliği yaratabilen üretim kapasitesi
Dünya pazarı ile ülke pazarının iç içeliği
Yeni teknolojilere aşinalık
Aile işletmelerinin öz-savunu mekanizmaları
Zayıf Yönleri
Yaratıcılığın zayıflığı
Geleneksel işletmecilik felsefesi
İşgücünün düşük verimi
İstatistik üretimi karşısında ketumluk
Marka olabilmede zayıflık
Profesyonel yöneticilerin bulunmaması
Teknoloji bakımından yurtdışına bağımlılık
Maliyetlerin yüksekliği
Sermaye birikimi yetersizliği
Mevzuat noksanı
Fırsatlar
Ayakkabının verimli bir sektör olması dolayısıyla pazar genişletme potansiyeli
Dünya haritasında, politik değişimlerin açık-rejime doğru olduğu ve entegrasyonun arttığı bir bölgede bulunulması
Sistematik eğitime duyulan ihtiyaç ve buna cevap verebilecek yatırımlar
Tehditler
Ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi sektörlerine yan sanayi için de yönelen Uzak Doğu tehdidi karşısında ulusal yan sanayi pazarının daralma olasılığı
Komşu ülkelerde pazarlarına girişi engelleyen korumacılık
Aşina olunan teknolojiyi başarıyla kullanamama
6. SEKTÖR STRATEJİ VE POLİTİKALARI
Sektör, ciddi bir yapılaşma içinde değildir. Bilgi dolaşımı çok düşük düzeydedir. Geleceğe yönelik strateji belirlenmesinin gereği olan görüşme ve tartışma platformları henüz oluşturulmamış bulunuyor. Günübirlik refleksler veren sektör için bu platformlar gereksiz olarak değerlendiriliyor. Platform eksikliği, bir hareket birliğine imkan veriyor. Oysa, strateji belirlenmesi, bu platform ve hareket birliğinin varlığı ile mümkün olabilir. Ayakkabı sanayinde, bir yandan, üretim artırılmak istenirken, diğer yandan büyük ölçülerde ithalat yapılıyor. Türkiye’nin geçmişteki iyi üreticileri bugün iyi ithalatçı konumuna geldiler. Bu konum değişikliği, yan sanayinin gelişmesini ve yeni ürünlerin ortaya çıkmasını engellemektedir. Günübirlik reflekslerin sonucu olarak bu tablo ortaya çıkmıştır. Genel ekonomik istikrarsızlık, mikro düzeyde firma koleksiyonlarını engelliyor; yeni ürünleri engelliyor.
Stratejilerin belirlenmesi, en kaliteli ürünlerin en kaliteli üretim yöntemleriyle üretilebilmesine imkan verecektir. Ancak, sektörün halihazırdaki dağınık, parçalı yapısı ve doğru-yanlış haber alışlara dayanan refleksler içinde savrulması, bunu yakın zamanlar için imkan içine sokmamaktadır.
İşletme bazında ve mikro ölçekli olarak, firmaların eğitime destek vermeleri, kayıt dışından uzaklaşmaları beklenir. İşletmeler, varolan kaynaklarını daha yüksek verimle çalıştırabilirler. Ayakkabı sektörünün sezonluk çalışması, yan sanayini de olumsuz etkilemektedir. Özgün ihraç kaynakları bulunursa, sezonluk üretim yerine yılın 12 ayına yayılan ve işletmelerin boş zamanlarını ortadan kaldıran üretime yönelinebilinir.
Öte yandan, Çin başta olmak üzere Uzak Doğu’dan gelen ve yan sanayi tehdit eden ve kimi işletmelerin kapanması sonucunu verecek olan, suni deri, neolit, deeping materials (non woven, fort bombe) gibi yan sanayi malzemelerinin girişinin koşula bağlanması önerilir.
Çalışma hayatını ve istihdam düzeyini etkileyen yüksek vergi ve parafiskal yükümlülüklerin azaltılması ve tatbik işlemlerinin kolaylaştırılması gerekmektedir. Zira, bu yükümlülükler dolayısıyla, işletme, halihazırda işçinin eline geçenin 3,5 katı kadar bir maliyete katlanmaktadır. Bu yükümlülüklerin, çok sayıda işletmeyi kayıtsız ekonomiye ittiği ne yazık ki bir gerçektir.
Kısaca İş Güvencesi Yasası olarak bilinen yasanın hükümlerinin, reel ekonominin gerek ve gerçekleri karşısında, tatbik kabiliyetinin olması lazım gelir. Hayatın realitesiyle örtüşen bir yasa arzuya şayandır. Çalışma barışının, elbette, ayakları yere basmayan yasal girişimlerle sağlanamayacağı tarihin tanıklığında görülebilir. Çalışma barışı, çalışanları, aidiyet duygularıyla işletmeye bağlayan, firma bazında, onların kişiliklerini sürekli geliştirici politikaların uygulanmasına imkan veren genel makro politikaların öngörülüp uygulanmasıyla mümkün olabilecektir. Çalışanların, kendilerini ekonomik olarak koruyamayacak yasal şemsiyeye ihtiyaçları bulunmadığı açıktır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşan ayakkabı yan sanayi sektörünün, ilkin, ekonomik bakımdan güçlü yapılanmalara ve bu yapılanmalara dayanan istihdamı geliştirici politikalara ihtiyacı vardır. Kendine özgü özellikler de gösteren ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi sektörünün, tarihten gelen ve kültürümüzün kendine özgü lonca sisteminin izlerini de taşıyan yapısında, işçi-işveren ilişkisi, kendini tarihsel gelenek içinde tanımlamakta ve yazılı yasalar yanı sıra yazılmamış yasalarla da kristalize olmaktadır.
Ülke ekonomisini kemiren rant ekonomisi, yeni bir dayanağını İş Güvencesi Yasası dolayısıyla bulmamalıdır.
Kayıt dışı ekonominin önüne geçilerek, haksız rekabet önlenebilir.
İnsan kaynakları açısından, sektörün eğitimli eleman çalıştırmasının imkanları araştırılmalıdır.
Türk ayakkabı ve yan sanayi sektörünün bütün meslek kurum ve kuruluşlarının elbirliğiyle gerçekleştirilip Türk eğitim sistemine dahil ettiği TASEV (Türk Ayakkabı Sektörü Eğitim Araştırma ve Geliştirme Vakfı) Anadolu Ayakkabı Meslek Lisesi’nin, bundan böyle kamu kurum ve kuruluşlarının ilgi ve gözetimine mahzar olması beklenir.
Eğitilmiş ara eleman eksikliğini gidermeye yönelik eğitim projelerinde, sektörümüzün desteği kadar, kamunun da desteği gerekmektedir.
Ayakkabı yan sanayi sektörünün, başka sektörler yanı sıra girdi olarak kullandığı solvent gibi kimi ürünlerin ithalinin önünde zaman zaman ortaya çıkan bürokratik engellerin, soruna doğru teşhis konamamak yanında, doğru çözümler üretememekten kaynaklandığı bilinciyle, Petrol Kanunu gibi köklü mevzuat değişikliğine ihtiyaç gösteren yasal çözümlerin bir an önce gerçekleştirilmesi beklenir.
1985 yılında başlayan ve artık ancak çok küçük eksikleri kalan İstanbul İkitelli projesinin tamamlanarak, özel olarak ayakkabı ve yan sanayi sektörümüzün, genel olarak da, organize sanayi bölgelerinin yaratacakları direkt iktisadi etki ve sonuçlardan ve diğer iktisadi ve toplumsal pozitif dışsallıklardan yararlanma yolunun açılması arzulanır.
Yurt dışından ithal edilen ürünlerde, TSE standartlarına uymayan ürünlerin yurda girişi engellenmelidir. Böylece, kalitesiz ürünlerin pazara egemen olması engellenebilir. Bu konuda TSE, bir kurum olarak daha etkin olmalı ve yüksek standartlar aramalıdır. Belli coğrafi bölgelere göre üretilmiş ve Türkiye’nin iklim koşullarına uymayan ürünler elenebilmelidir.
Ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi sektörünün önünü açacak olan önlemler, yol yakın iken alınmalı, dönüşü olmayan yola girildikten sonra, istihdam açısından pek fazla himayeye ihtiyacı olmayan sektörün istisnai yapısının avantajı, yoğun bir istihdam sorunu yaşayan ülkemizde kaybedilmemelidir.
Kuşkusuz, sektör açısından, kendi dinamiklerinin getirdikleri kadar hatta ondan daha önemli olan makro büyüklük ve değişkenlerdir. Zira, üretimin ve